Ele aldığım bu makale1929 Dünya ekonomik Bunalım sürecini anlatmaktadır. Krize giden yolda atılan adımlar neler? Kriz nasıl ortaya çıktı? Kriz dönemi nasıl son buldu? Krizin aşılmasında uygulanan politikalar neler? Krizin ülkeler üzerindeki etkileri nelerdir? Bu sorulara bu makalede cevap verilecektir.

1928 Krizini anlatmadan önce ekonomik kriz üzerine değerlendirme yapalım.
Kriz daima ekonomilerin refah dönemlerinden sonra ortaya çıkan bir olgudur.
Krizin dört önemli olgusu vardır.
       Kriz aşırı üretim olgusudur.
       Kriz geneldir ya da genelleşebilir.
       Kriz dönemseldir ya da geri dönüşümlüdür.
       Kriz kapitalist sistemin ayrılmaz bir parçasıdır.
Karl Marx’ın dediği gibi “kendi işleyiş mantığından ve yapısından doğan nedenlerle, kapitalist ekonominin dönemsel krizlere sürüklenmesi kaçınılmazdır.”
Gerçekten kapitalist ekonomilerde dönemsel krizler meydana gelmektedir. En basitinden son 21 yılda meydana gelen 3ekonomik kriz örnek verilebilir. 1987–1997–2008.
Yine Marx’a göre “kapitalist sistemde gelir düşme eğilimi gösterirse, sermaye kullanımının artmasına yol açar. Emekten elde edilen artı değerin düşmesi, kar oranının düşmesine yol açar. Bu da tüketimin azalması ya da aşırı üretim sorunlarını yaratıyor.”
1929 krizine çıkış nedenlerinden biri de zaten Marx’ın dediği gibi “tüketimin azalması yani efektif talep yetersizliğidir.”
Amerika’da başlayan bu kriz tüm dünyayı etkisi altına almıştı.1929 yılında çöküşe geçen borsalar 1930’lu yıllarda etkisini daha çok göstermeye başlamıştır.Çöken borsalar, o zamanlarda denetimsiz olan bankaları etkilemeye başlamıştır.Bankaları etkilemesinin arkasında kredi köpükleri bulunuyordu.Bu köpükler ise borsa spekülasyonları tarafından yaratılan bir köpüktü.
1929 yılında “piyasanın görünmez eli” tarihin tozlu raflarına koyulmuştu.Sonra tekrar gündeme gelen “görünmez el kuramı” 2008 krizi ile yine büyük bir darbe yedi.Ve  kapitalist ülkelerde ekonomiyi düzene sokmak için hükümetler piyasaya müdahale etmeye başladılar.Yani bir bakıma kapitalist ekonomilerde krizler tekerrürden ibarettir.
Şimdi yukarıda sormuş olduğumuz soruların cevaplarını verelerim.

 1929 Buhranına Giden Yolda ekonomi Politikaları

Fizyokratlar Dönemi
Liberal ekonominin temeli olan “laissez faire – laissez passer” yani “bırakınız yapsınlar¬- bırakınız geçsinler” sloganı ilk kez fizyokratlar tarafından kullanılmıştır.
Merkantilist dönemde yangın olarak uygulanan devlet müdahalelerinden yakınan iş dünyası, ekonomik alanda kısıtlamaların kaldırılıp rahat hareket etme özgürlüğünü savunuyordu.İşte bu amaçla ortaya atılan bu slogan, aslında merkantilizmin korumacı ve kısıtlayıcı politikalarına karşı, kapitalist girişimcinin “bırakın da yapalım” arzusunu dile getirmekteydi.
Daha sonra bu düşünce, liberal ekonominin en önemli sloganına, hatta temel niteliğine dönüştü.Sonunda klasik ekonomik düşünce doğdu.

  Klasik ekonomistler ve Devlet Düzeni
Klasik ekonomistler, merkantilistler para ve serveti birbirine karıştırdıklarını, fizyokratların ise tek üretken güç olarak tarımı gördüklerini ileri sürerek, her iki düşünceye karşı çıktılar.
18. yüzyıl ile 19. yüzyılın ilk yarısında etkin bir görüş olarak ortaya çıkan klasik ekonominin öncüleri Adam Smith, T.R. Malthus, David Ricardo ve J. Baptiste Say’dir.
Bu görüşün başyapıtları, ekonomi biliminin de başyapıtları olup, Adam Smith’in “Ulusların Zenginliği” ve David Ricardo’nun “Politik ekonominin ve Vergilemenin Prensipleri” adlı kitaplarıdır.
Bu düşünürlere Klasik ekonomistler adını Karl Marx vermiştir.
Klasik ekonomistler, en önemli üretim unsuru olarak emek ve sermayeyi görmüşlerdir, üretim artmadan artan parayı değersiz görmüşlerdir.
Klasiklere göre, devlet “ekonomiye müdahale etmemeli” ve faaliyetleri sınırlı olmalıdır.Devlet az vergi almalı, böylece sermaye birikimine yardımcı olmalıdır.Bu ekonomik düşünce, “ekonomik bireyciliği” ve burjuvazinin en güçlü kesimi haline gelecek olan sanayi ve ticaret girişimcisinin çıkarlarına en uygun olan ekonomi politikalarını  savunmuştur.
Klasik ekonomi teorisinin temel felsefesi “Görünmez El” olgusudur.Buna göre “her şey piyasaya bırakılmalıdır, çünkü piyasanın görünmeyen eli her şeyi düzenler.”
Kişi, doğal olarak gelirini ve faydalarını maksimize etmeye yönelmiştir.Kişilerden oluşan toplum da aynı amaçlara yöneliktir.Bu durum, “piyasaların görünmez eli” olgusunu yaratır, bu da piyasanın en iyi düzeye gelmesini sağlar.
Klasik ekonomistlerin görüşleri şöyle özetlenebilir:
       ekonomide tam rekabet şartları geçerlidir ve her arz kendi talebini doğurur.
       Değerin kaynağı emektir, üretken emek ürettiği mala değer katar.
       Kişiler, önce kendi yararlarını düşünürler, bu düşünce ekonominin gelişmesini ve büyümesini sağlar.
       Büyümenin motoru tasarruftur, sermaye tutumlulukla artar, kötü yönetimle azalır.
       ekonomide ve dış ticaret serbest olmalıdır.
       Piyasanın görünmeyen eli piyasayı düzenler ve korur.Bu nedenle devlet piyasaya müdahale etmemelidir.
Ulusların Zenginliği
Klasik ekonomi düşüncesinin kuramcısı Adam Smith, 1776 yılında Ulusların Zenginliği kitabını yazmış ve Klasik ekonominin temel ilkelerini ortaya koymuştur.
Ulusların zenginliği adlı yapıtta üretim, gelir dağılımı ve ekonomik büyüme konuları üzerinde görüşler ileri sürülüyordu.Kapitalist sanayileşmenin altyapısını oluşturan işbölümü ve uzmanlaşma ilk kez bu kitapta ele alınmıştır.
Ulusların Zenginliği, ekonomide devlet müdahaleleri ve kısıtlayıcı önlemlerin uygulanmasını savunan merkantilizme yönelik köklü bir eleştiri niteliği taşır ve kapitalizmin temel felsefesini ortaya koyar.

Keynesçi ekonomi Modeli
Keynezyen ya da Keynesçi ekonomi kuramı İngiliz düşünür, John Maynard Keynes’in yapıtları çerçevesinde oluşan birekonomi politikasıdır. Keynes 19. yüzyılın son bölümü ile 20. yüzyılın ilk yarısında yaşadı.
En önemli yapıtı “İstihdam, Faiz ve Para Genel Teorisi” adını taşır.
Keynes, özellikle Adam Smith’in temsil ettiği klasik ve neoklasik ekonomi görüşlerine karşı çıkmıştır.
Keynesçi düşünce asıl ününü 1929’da baş gösteren “ Büyük Bunalım” sonrasında geliştirdiği ekonomik kuram ve uygulamalarla sağladı.1929 ekonomik krizi, geniş kapsamlı ve sarsıcı ekonomik sonuçlarıyla, başta ABD olmak üzere Avrupa’daki devlet adamlarını ve ekonomistlerini şaşkına çevirmiş, geleneksel ekonomi politikalarına olan güveni de sarsmıştı.
Keynes, klasik ekonomistlerin çok bağlandıkları kapitalizmin kendi kendisini düzenleyen “ piyasanın görünmez eli” kuramının yetersiz olduğunu, ekonomik sorunların üstesinden “piyasanın görünmez eli” söylemiyle gelinemeyeceğini kesin bir dille belirtti.
Keynes, “bırakınız yapsınlar” ilkelerine dayalı ekonomi politikalarının, piyasayı düzenlemek yerine, büyük ölçüde sarstığını, krizlerin ve işsizliğin ortaya çıktığını ileri sürdü.
Keynes’e göre, işsizlik piyasasının kendisini düzenlemesiyle ortadan kalkmaz, işsizliği azaltmak için hem maliye, hem para politikalarını gereksinim vardır.
I. Dünya Savaşı sonrası daha da gelişen ve büyüyen kapitalist sistemin 1929’da büyük krizle karşılaşması, Keynesçiekonomi düşüncesinin güçlenmesini sağladı.
Keynes bu büyük krizden çıkış için şu önerilerde bulunmuştur:
Devlet piyasaya müdahale etmeliydi. Ama bu müdahale sosyalist sistemde olduğu gibi üretim araçlarına el konularak değil, maliye ve para politikasıyla olmalıydı. Keynes’e göre Devletin yatırım yapması ve para harcaması gerekliydi. Böylece, para halka ve tabana doğru inecek, işçiler ya da kredi alanlar tarafından yeniden kullanılacak, sonunda piyasaya çıkacak ve tekrar kullanılacaktı.
Keynes kitap ve makalelerinde ekonomik sorunları yeniden tanımladı, emek, mal ve para piyasalarına dönük olarak klasik iktisatçıları keskin bir biçimde eleştirdi.
1929 buhranıyla doğan ekonomik sorunlar ve işsizlik klasik ekonomi yaklaşımıyla çözümlenemeyince, Keynes belirttiği gibi “Devletin görünmez eli” yerine “devletin görünen eli” kavramını ön plana çıkarttı. Bu nedenle o zamana kadar ekonomibiliminde yer alan birey, aile, şirket gibi mikro-analizler yerine “Toplam talep”, “toplam yatırım”, “toplam tasarruf”, “kamu gelirleri ve harcamaları” gibi makro analizler önem kazandı.
Keynesçi ekonomi politikaları, devletin harcanmayan gelirleri harcaması, “ekonominin likidite tuzağından” kurtarılması, etkin politikalarla ekonomik büyümenin sağlanması gibi önemli konular üzerinde yoğunlaştı ve 1929 krizinin çözümünde etkili oldu.Bu kavramları ileri ki bölümlerde ayrıntılı bir şekilde anlatacağım.

1929 EKONOMİK BUHRANI

Prof. Dr. Kindleberger, Dünya Depresyonda, 1929–1939 adlı kitabında 1929 buhranını hazırlayan nedenlerin aslında 1920’li yıllarda başladığını şöyle belirtmiştir:
1919–1920 yıllarında dünya ölçeğinde kısa, etkili ve aşırı bir büyüme oldu. Bunun nedeni, I. Dünya Savaşı döneminde tükenen malları yerine koymak üzere yapılan büyük alımlardı. Bu alımlar stokları eritti, ABD ve Avrupa’da fiyatların yükselmesine neden oldu.
ekonomideki bu büyüme tamamen talepten doğuyor, banka kredileri ve spekülasyonlarla da destekleniyordu.
Bu ekonomik büyüme 1928 yılına kadar sürdü.
4 Aralık 1928’de ABD Başkanı Coolidge, Kongre’de yaptığı konuşmada şunları söylemişti.
“ABD’de şimdiye kadar toplanmış hiçbir kongre bugünkü kadar iyi şartları olan bir durum ile karşılaşmamıştı. Ülke içinde huzur, rahatlık ve yıllarca sürecek bir refah var…”
Gerçekten ABD ekonomik yönden çok güçlü görünüyordu. New York, dünya finans merkezi unvanını Londra’nın elinden almış ve dünyadaki altın rezervlerinin %40’ı da ABD’de toplanmıştı.
Bu ekonomik gelişmeler büyük bir ekonomik sıçramaya neden olmuştu. Ancak değerler yavaş yavaş şişmeye, hisse senetlerinde “balon”lar oluşmaya başlamıştı.
1929 krizini derinlemesine incelemiş olan Harvard Üniversitesi öğretim üyesi John Kenneth Galbraith, Büyük Kriz 1929 adını taşıyan kitabında:
“Hisse senedi balonunun 1920’lerin tam olarak hangi tarihinde başladığını söylemenin güç olduğunu, 1924 yılında hisse senedi fiyatlarının yükselmeye başladığını ve 1929 yılında da hisselerinin tavan yaptığını” belirtiyor.
Herkes varını yoğunu borsada ki hisselere yatırmaya başlamıştı. Hükümetler altın girişini özendirmek amacı ile altın standardını sürdürüyor ve deflasyonist politikalar izliyorlardı.
Bu politikalar sonucu, fiyatlar düşmeye ve ekonomik faaliyetler gerilemeye başladı.

                        Büyük Bunalım Öncesi Amerikan ekonomisi
Amerika 1924–1929 yılları arasında bir stabilizasyon devresi geçirdi.Edindiği ihracat fazlası ile dünya net kreditörü konumuna geldi.Bu esnada ülkede otomobil, yapı, elektrikle çalışan makinalar gibi yeni sanayiler gelişmeye başladı.Yeni gelişen saniyelerde talebin fazla olması borsanın spekülatif olmasına neden oluyordu.Öyle ki 1928 yılında, Amerika verdiği kredileri New York Borsası için geri çekmek durumunda kaldı.
1920’lerde borsa dışındaki ekonomik göstergeler oldukça iyi durumdaydı.Üretim ve istihdam oranı yüksekti.Ücretler çok fazla yükselmiyordu ve fiyatlar istikrarlıydı.Birçok insan hala aşırı derecede fakirdi ancak halkın büyük çoğunluğu hiç olmadığı kadar rahat ve varlıklıydı.Ancak o yıllarda Amerikalılarda minimum fiziksel eforu sarf ederek zengin olma isteği hakimdi.İnsanların bu ruh hallerinin ve spekülasyonun ne derece hakim olduğunun kanıtı, 1926 yılında Florida’da meydana gelen gayri menkul patlamasıydı.Bu olay klasik bir spekülatif balonun tüm özeliklilerini kendi içinde barındırıyordu.

   KARA PERŞEMBE
Florida’da emlak piyasasında başlayan yıkım hızlı bir biçimde büyüdü, 1929 yılının Ekim ayında ABD borsalarında iniş başladı ve 24 Ekim 1929, dünya ekonomi tarihine “ Kara Perşembe” olarak geçti.Çünkü New York borsası çökmüştü.
Bir gün içinde borsada 4 milyar doların üzerinde kayıp yaşandı.
Çöküş kısa sürede Avrupa’ya sıçradı.Bu arada 4.000 dolayında da banka battı ve bu büyük kriz yaklaşık 10 yıl sürdü.
ABD’nin 1929’da GSYİH’sı 315 milyar dolarken, 1933 yılında 216 milyar dolara düşmüştü, işsizlik oranı da 1929’da yüzde 3.2 iken 1933 yılında yüzde 25’e yükselmişti.

Yazar: Erhan Özen

pin it button 1929 Dünya Ekonomik Buhranı

Ne aradılar:

EKONOMIST

Kendini ekonomiye adamış biri.. Sadece arz talep değil diğer değişkenlerinde ekonomiyi etkilediğini düşündüğümden bir bütün olarak tüm makro ekonomik değişkenleri aynı keseye koymaya çalışıyorum. Homoeconomikus değilim ama uzun dönemde öleceğimin de farkındayım!

EKONOMIST

% Yorumlar Kapalı

Önceki yazıyı okuyun:
Samsung Kore Gazi Torunlarına Burs Veriyor

Kore Savaşı'nı takip eden yıllarda, Türkiye ile Güney Kore arasında özel bir bağ oluştu. Bu özel bağın oluşmasında, Mehmetçiğin, sivil...

Kapat